4 Ekim 2008 Cumartesi

Sivas-Tokat-Ordu-Samsun (2-6 Ekim 2008)

Tokat'ın doğasını uzun zamandır çok merak ediyordum, o kadar çok çeşitli ürün yetişiyor ki bu yörede.. Bundan 1-2 ay kadar önce de Tokat'a 100 km uzaklıktaki Sivas'a, İzmir'den ucuz bir uçak biletine denk gelmiştim sunexpresste (49 ytl) ve tam da bayram ortası kimsenin yola çıkmayacağı bir vakit.

Sabah 06:05 uçağına bindim, uçağın dörtte biri boştu, çekik gözlü 15-20 kişilik bir gurup ta vardı (kapadokya'ya gidiyor olmaları kuvvetle muhtemel). Uçak önce Sivas'a uğruyor bir kısım yolcuyu indiriyor ve bir kısım yeni yolcuyu alıyor, oradan Kayseri'ye uçuyor ve de tekrar İzmir' dönüyor.

























Hemen yan tarafımda enteresan heyecanlı yaşlıca bir çift vardı. Uçak piste indiğinde amca o kadar mulu oldu ki elleri patlarcasına alkışladı pilotu. Daha sonra da ellerini oksijen maskelerinin düşeceği yere kadar kaldırıp bir dua okudu, ellerini yüzüne sürdü.. Uçaktan ininceye kadar da "dup tıs ıp tıs" ağzıyla elektronik tempolar tuttu durdu, hafif kırıkmış gibime geldi.

Uçak Sivas'a gelmeye yakın pencereden çok güzel karlı ve yüksek dağlar görünüyordu..keyiflen izledim etrafı. Uçak ta pek enteresan bir taşıma aracı diye düşüncelere dalıyorum, yerin 10.000 metre yukarısında, 800 km hızla seyrederken, etrafı evde televizyon izler konforunda izleyebilmek... 2-3 saat bu kapalı kutuya biniyorsun, azıcık sallanıyorsun, başka bir dil bambaşka bir coğrafya karşına çıkıyor.

Neyse Sivas'a indiğimizde hava İzmir'e göre baya serindi (ağızdan buhar çıkaracak kadar). Havaalanında robokop misali yapılı ve güneş gözlüklü polisler sıra sıra dizilmişti çantaları alacağımız hole giden yol üzerinde, garipsedim. Çantam geldi, dışarıdaki servis aracına bindim 8 ytl ye Sivas merkeze taşındım. Aynı sevis'e bindiğimiz alternatif görünümlü bir kıza burada neler yapılır gibisinden soracaktım ki kulaklıkları takıp müzik dinledi yol boyunca, servisten indik pek hızlıca uzaklaştı..Neyse dedim.

Etrafıma bir bakındım, bir baktım Sivas kongresinin yapıldığı binanın önündeymişim. İçeri daldım saat tam 08:30 idi, müze yeni açılmıştı (perşembe, bayramın 3.günü, hayret verici) girişte memurlar kahvaltı ediyorlardı pide peynir vs.. ben de acıkmıştım bayaa, sordum hemen buralarda nerede kahvaltı edebilirim diye. Buyur etti bir tanesi, gel dedi hepsi organik bizim köyden. Biraz pide kopardım biraz da peynir 3 ytl verip müzeye girdim.. Sivas tahta oyma sanatı, tarihi halıları, el sanatları, kıyafetlerinin sergilendiği (birinci katmış) gezdim, çıkarken sordu memur üst katı da gezdin mi diye yok dedim görmedim 2.katı, yukarıyı da gez dedi inkilap müzesi varmış, atatürk ve sivas kongresi ile ilgili bir sürü belge fotoğraf vardı.



















Sırt çantamı müzede bırakıp şehri dolaşmayı düşünüyordum, müzedeki memur kabul etmedi, içinde bomba olabilirmiş diye. Akşamüstü Tokat'a gideceğim otobüs firması ofisine bırak diye akıl verdi, gidip Tokat Yıldızı ndan 15 ytl ye bir bilet aldım 15:00 arabasına, çantayı da orada bıraktım.

Atatürk caddesi üzerinde fırınımsı/pastanemsi bir yere girdim, zeytinli ve patatesli börek aldım bir de çay. Bir yandan etrafta benimle yemek yiyen insanları izliyorum. Bir ara baktım işyeri sahibi vitrinindeki simitlerin üzerindeki susamları zeytinleri koparıp koparıp ağzına atıyor :) sonra da satıyor :) 2 poğaça (zeytinli+patatesli) bir çay 3,5 ytl yi verip çıktım.
























Şehri dolaşırken süpermarketlere girip çıkıyorum, İzmir'deki fiyatlarla kıyaslama yapmaya çalışıyorum.. makarna, zeytinyağı, incir, kayısı, müsli. İhtiyaç olur diye 3-4 tane hazır domates çorba aldım knorr un (askerdeyken çok içiyordum) 0,50 ytl

İstasyon caddesine ulaştım, her taraf mağaza, otel, restoran..Yolda bir Deniz Feneri ofisi vardı.


















Mağazalara dükkanlara gire çıka, insanlara sora sora, Lezzetçi diye güzel bir restoran olduğunu öğrendim, yer şehrin merkezinde idi. Bir ezogelin bir de çoban salata söyledim (mekan kebapçı bu arada) canım et yemek istemiyordu. Ezogelin de çoban salatadaki biber de felaket acı idi. Ezogelin'i içemedim garson geldi hayırdır kardeş dedi, ben dedim benim için çok acı bu sağolsun mercimek getirdi yerine. Her masaya fiks getirdikleri mısırlı bir yoğurt ta koydu masaya, onu ekmek bandıra bandıra yedim.

Şehirin göbeğinde Selçuklulardan kalma Buruciye medresesi vardı, etrafı inşaat alanı gibi çevrilerek kapatılmış, dedim heralde girilmiyor. Yapının inşaat olduğundan dolayı kapatılmış yolundan etrafını dönünce bir giriş kapısı buldum.





































Ve hayatımda gördüğüm en etkileyici yapılardan biriyle karşılaştım. Kendi kendime diyorum (ki seyahatlerde yalnız başınaysan bol bol kendi kendine konuşursun) ulen burada ne güzel konserler yapılır, felaket mistik bir yer içerisi.
























Medresenin içini kafe olarak kullanıyorlar, binanın yandaki odalarında (ki eskiden medrese öğrencileri orada konaklarlarmış) ise tahta oyma ürünleri satan bir dükkan, resim galerisi gibi şeyler vardı.

Resim galerisinde genç bir adam resim yapıyordu, adı Okan'mış, oradaki üniversitede güzel sanatlar master ı yapıyormuş. Okan'a dedim burası ne manyak bir yer, müzik yapılması şart, anlattığına göre medresede yazın konserler yapılıyormuş (ney üfleniyormuş, türk sanat müziği konserleri yapılıyormuş).



























Mekanı beğendiğimi görünce Divriğideki Ulu camii ve darüşifası girişi kapısındaki taş oymalar günün bir saati bir ışık oyunu ile "ayakta öne dogru eğilerek kitap okuyan" bir adam silueti çıktığından bahsetti ve mutlaka ziyaret etmem gerektiğinden.. 2 saat sürüyormuş yol sivas merkezden..üzüldüm çünkü malesef 3 te Tokat a otobüsüm vardı, gidemedim, sivas'a ileride mutlak bir daha gelmem gerektiğini düşündüm.

Saat 3 teki otobüsle Tokata gittim, oradan da minibüsle 45 dakikada Niksar'a ve oradan da 20 dakikada Çamiçi yaylasına. Hava bal gibi şeker gibi kokuyordu, tertemizdi ve serindi. Niksar bir ova iken 20 dakikada Çamiçi 1300 metreye çıkmıştık.

2 yorum:

ssbb dedi ki...

ne güzel şey amaçsız seyahat
devamını helecanla bekliyoruz

Gariblih dedi ki...

Merhaba.Blok anlatımınızı begendim ama neden sanki yarım kalıyor gibi..
Birde o uçaktaki yabancıların alkışlaması avrupalı turistlerin bir alışkanlığı. Bundan 6 yıl kadar önce Almanya'ya yaptığım seyahatte şahit olmuştum. Kalkış ve inişlerde pilotu alkışlamak adettendir. :))) Dönüşte bende çoğunluğa katıldım.
Bloğunun sürekliliğini diliyorum