15 Mart 2016 Salı

KÖYCEĞİZ-DALYAN (11-13 MART)

Birkaç haftadır Fethiye'ye gidelim diye kafamdan geçiriyordum, cuma yarım gün çalışıp öğlene doğru yola çıktık. Sandaletli Seyyah Bora Bilgin'in tavsiyesiyle Köyceğiz'de KAUNOS OTEL'de kaldık, bu Köyceğiz sahil şeridinde şirin bir otel. 2 kişik oda ve kahvaltı fiyatı 150 TL idi. Personel çok güler yüzlü ve yardımcıydılar. Yeniden gördüm ki bir bebekle seyahat etmek acaip birşey, neredeyse karşılaştığımız herkes bebeğe bakmaya onu güldürmeye onun hakkında soru sormaya bayılıyor, anası babası olarak ta bize çok yakın ilgi ve sempati gösteriyor insanlar, çift olarak gezerken bu kadar sükse yapmıyorduk diye hatırlıyorum :) Köyceğiz'e vardığımızda artık akşam 8 gibiydi ve çok yorgunduk. Resepsiyonun yanındaki restoranda 6-7 tane eşofmanlı genç çocuk oturuyordu, kızlar hemen Gezi'yi fark edip ay ne tatlı şey falan demeye başladılar. Sonradan öğrendiğimize göre çocuklar ertesi günü KANO yarışması için Sakarya'dan ve Kocaeli'nden gelmişler, başarılı olanlar da Brezilya'ya olimpiyatlara katılacakmış milli takım olarak. Sabah saat 6 gibi uyandım, Gezi ile Devrim uyurken biraz sahilde yürüdüm, yarışmalar için hummalı bir çalışma vardı. 40-50 tane kanocu genç yarışacaktı. Yarışma esasen kısa sürüyor yaklaşık 1km.lik bir parkuru en hızlı kim geçecek diye kürek çekiyorladı çocuklar var güçleriyle. Kahvaltıdan sonra çıktık dışarı öğlene kadar yarışmaları izledik, ailelerinin heyecanlarına ortak olduk, hadi ebru bastır murat çek çek çek tempo tempo tempo diye tezahüratlarda bulunup eğlendik. Yarışma sıralarını bekleyen kanocu kızlar Gezi ile eğlendiler motive oldular.

Yarışmalar bitince günlük eşyalarımızı topladık ve resepsiyonda Dalyan Iztuzu ne yönde diye sorduk ama otel sahibi bize başka 2-3 şey önerdi, tatilimizin seyri değişti. (1) SULTANİYE kaplıcaları ve EKİNCİK, Köyceğiz merkezden kabaca yarım saatlik araba yolculuğu ile ulaşılıyor. Yol boyunca portakal bahçeleri ve çam ormanları var. SULTANIYE'de açık havada deniz kıyısında termal havuz keyfi yapılıyor. Ancak baştan uyarayım termal su çürük yumurta gibi kokuyor, fazla kükürttenmiş diyorlar :) Önce ben daha sonra Devrim sırayla sıcak banyo aldık. (2) TOPRAKANA restaurant, ORTACA sapağını geçtikten 1 km kadar sonra sağda, süper taze zeytinyağlılar ve lezzetli et yemekleri olan bir mekan. Bu bölgede güzel yemek yenecek yer bulmak pek zor o yuzden burası bize bir vaha gibi geldi. Buarayı da otel sahibimiz onermiş idi o yuzden müteşekkiriz. Yolculuğun son günü DALYAN'a gittik, ardarda otel/pansiyon ve de çok turistik, hiç bize göre değilmiş. Ancak kaya mezarları çok görkemli, gece aydınlatması ile de müthiş bir ortam yaratıyor. IZTUZU plajına, arabayla ulaşım mümkün illaki Dalyan'dan feribotla gitmek gerekmiyor. (3)TOPGÖZÜ PINAR restaurant Beyobası yönünde, Köyceğiz sapağını geçtikten birkaç km sonra solda, gidemedik ama otel sahibi çok methetti, bir dahaki sefere mutlaka gideceğiz. Şimdi baktım Sandaletli Seyyah Bora Bilgin Yeşil Vadi diye bir restaurantı yazmış aynı bölgede.

8 Şubat 2016 Pazartesi

Santiago'dan Coimbra'ya (Şubat 2016)

İlk kez iki bucuk aylik bebeğimizi alıp uzun menzilli bir seyahate çıktık. Dusundugumuzden cok daha kolay oldu, gorduk ki Turkiye dahil genel olarak heryerde insanlar bebeklere bayiliyorlar, biz de ebeveynleri olarak hep cok sicak karsilandik. Bu seyahatte otelde de kaldik, soguk sayilabilecek bir ciftlik evinde de ve de son gecemizde kanepe sorfu bile yaptik, Gezi'cim hep uyumlu davrandi, diyecegim odur ki bebeginiz varsa yola dusmekten cekinmeyin.. Persembe ogleden sonra Istanbul'a uctuk. Devrim'in arkadasi Belgin ve Misel'in kizarkadasi Aysenur ile bir yemek yedik ve erkenden yattik. Cuma sabah 8.30 'da İstanbul'dan Santiago de Compostela'ya uçtuk. Megersem ucak Bilbao da duruyor yolcu aliyor/indiriyor sonra tekrar devam ediyormus, o yuzden umdugumuzdan biraz uzun surdu yolculuk. Havalimanında 1 haftalık araba kiraladık (sigortasız 250 EUR - sigortalı 350 EUR) havalimanından Ourense kasabasına gittik - Zarampallo Hotel'de 2 gece kaldık (gecesi 50 EUR kahvaltısız iki kişik oda). Otel resepsyonu kesinlikle ingilizce bilmiyor, yine de catpat ispanyolcamizla anlastik. Şehrin merkezinde AS BOURGAS termal havuzlari var, halka açık ve ücretsiz. Saat 10-13 arası sonra da 17-22 arası açık. Soyunma odaları var ve temiz. Cok keyifli. Daha cok ispanyol (yerli) turistlerin takildigi bir tatil yerine benziyordu. Coimbra'ya 17 km mesafede bir koyde bundan 3-4 yıl önce bizim evde kalmış kanape sorfculeri Rafaela ve Lucas a ait ciftlik evinde kaldik 2 gece. Bize krallar gibi baktilar sagolsunlar. Kendi zeytin yaglarini ve meyvelerini uretiyorlar. Rafaela cok guzel orgu isleri yapiyor. Surekli olarak gonullu calisanlara ihtiyac duyuyorlar ciftlikte yapilacak cok is var. Kedileri, kecileri, domuzlari, tavuklari, kazlari var. Porto'da merkezde bir yerde Hostal Rivoli'de kaldık, iki kişilik oda 38 EUR (kahvaltı dahil). Porto cok sirin bir yer inisli cikisli Istanbul gibi. Porto'da her kose basinda bir Turk'e rastladik. Santiago de Compostela - couchsurfing deneyimimiz oldu eski sehrin emerkezi bir yerinde 3 ogrencinin yasadigi bir evde. Ev sahibimiz Candido 1 sene Isparta'da erasmus degisim programi yapmis, sanirim bioloji idi bolumu, bir bok ogrenmeden geldim dedi, ama cok iyi notlar almis hocalardan guzel ortalama yapmis sayelerinde :) Evin yakinindaki vejetaryen restorana gidip yemek aldik evde hep beraber yedik. Sabahleyin unlu katedrale dogru yuruduk, daracik yollarda kaybolduk.

23 Şubat 2015 Pazartesi

Günübirlik Isparta ve Eğirdir (20 Şubat 2015)

Cuma günü iş için Isparta'ya gitmem gerekiyordu. Sunexpress ile Antalya'ya uçtum. Oradan da arabayla Isparta'ya gittik. Yol yaklaşık 130 km ve 2 saatte alınabiliyor. Yol üzerinde harika göl ve dağ manzaraları var. Isparta bir sıra dağın dibine kurulmuş bir şehir. Yani karlı zamanda gözünüzü azıcık kapatsanız sanki İsviçredesiniz hissi yaratıyor. Isparta'da harika bir yerde Kebap yedik : ALPLER PİDE SALONU Yeni Sanayi Sitesi 17.blok no:51 0246 218 0967 0535 224 4005 Bunun dışında Eğirdir gölü kıyısında dolaştık. Kesinlikle gidip görülesi ve kalınası yerler. Mayıs Haziran ayları Gül hasadının yapıldığı aylar bu zamanlarda eminim ki kokular ve renkler bayramı oluyordur. Temmuz Ağustos aylarında da Lavanta hasadı oluyormuş. Bu sene mutlaka bu aylarda gidip oraları görmek istiyoruz.

1 Haziran 2014 Pazar

SAO PAULO (25 Nisan-10 Mayis 2014)

KLM bu sene basinda Sao Paulo ve Rio`ya cok ucuz biletler satti. 490 EURO ya gidis donus bilet alinabiliyordu. Brezilya`da katilacagimiz fuar ucuz bilet donemine denk gelince, fuar tarihinden 1 hafta onceye bileti aldim. Boylece 1 hafta gezip 1 hafta da calismak icin vakit olacakti. Ilk hafta SERVAS uyesi insanlarda kaldim, fuar haftasi icin de AIRBNB ile bir apartman dairesi kiraladim. Seyahatim olayli basladi. Sabah 6 daki ucaga yetismek icin sabah 3 bucuk ta kardesimin oturdugu Cihangir`den taksiye bindim. Havalimanina hizli bir sekilde vardik, tam guvenlikten gecicem cep telefonumun olmadigini farkettim, takside unuttugumu anladim ve acayip telas oldum simdi taksiciyi nereden bulucam diye.. Cep telefonumda kalcagim insanlarin telefonlari adresleri emailleri.. telefonu kaybedersem sictim seyahette. Disari ciktim oradaki gorevli birinden yardim istedim. Aklimda sadece bindigim taksi duraginin Cihangir`de oldugunu kapisinda FINDIKLI taksi diye bir ibare oldugunu hatirliyorum. Yardim eden adam cep telefonundan internete girdi, taksi duraginin telefonunu buldu, hemen telefon ettik, taksi duragina bindigim taksiyi tarif ettim, telsizle adama ulastilar, adam 15 dakika sonra geri dondu. Dondugunde soyle sordu : Kardes niye kendi cep telefonunu aramadin ben gorunce acar cok daha kisa zamanda geri donderdim.. NE BILIYIM BEN O PANIKLE AKLIMA BILE GELMEDI ! Neyse bi 30-40 lira daha bayilip taksici ile vedalastik. Doktugum soguk terler havalimani klimasi ile uctu gitti.. Amsterdam ucusu kolay ve hizli oldu. Cikista pasaport kontrolu yaptilar ayakustu, sonra da devasa havalimani icerisinde Sao Paulo`ya gidecek ucagin peronunu buldum. Ucak %90 doluydu. Bos yerlerden birine kuruldum 2 kisilik koltuk isgal ederek rahat rahat yolculuk yaptim. Genel olarak servis ve yemekler iyiydi. Artik uzun ucuslarda corap vermiyorlarmis, ozel istek uzerine kulak tikaci ve de goz bandi alabildim. Birkac can sikici film izledim, 11 bucuk saat yol pek te hizli gecmedi. Genelde bilmedigim bir yere gittigimde icimde ufak bir korku olur, Brezilya icin de cok tehlikeli bir yer diye uyarmislardi bu da beni fazlasiyla gerdi yolculuk oncesi.. Brezilya`ya gidebilmek icin vizeye ihtiyac yok, ucakta bir kucuk form dolturtuyorlar o kadar, pasaport memurundan da gecmek zor olmadi neden geldin nereye geldin sorulari hic yoktu sagolsunlar. Sao Paulo havalimani eskimis bir havalimani, doviz bozdurmak istedim sora sora 2 tane yer buldum, ama acaip bir komisyon istediler ustelik kurlari da accaip dusuktu agzim ucukladi. Ilki 50 dolar bozmak icin 30 real digeri de 20 real para istediler. YUH dedim. Pasa pasa 20 real (20 lira) verdim 50 USD (100 lira) bozmak icin. Faturasiz (prepaid) brezilya cep telefonu sim karti bakindim ancak oyle bir sirket yoktu.. Ev sahibimin tavsiyesi uzerine havalimanindan cikista hemen sag taraftan kalkan belediye otobusune (sanirim 257 numara idi) bindim TATUAPE metro istasyonuna gitmek uzere, bilet fiyati 4,5 real (4,5 lira). Turk Lirasi Brezilya Real kuru neredeyse birebir o yuzden alisveris para hesabi kolay. 2 hafta sonra donuste taksiyle donduk sehir merkezinden havalimanina 100 real (lira) tuttu bilginize. Isterseniz HAVAS tipi ozel otobusler de var o da 35 real (lira) tutuyor. TATUAPE istasyonu da ana istasyonlardan biri dev gibi, birden fazla hat kesisiyor, bir karmasa bir cumbus, ev sahibi de rahat bir adammis, kendisini bulana kadar akla karayi sectim. Once metro hattinin son duragina vardik (Artur Alvim duragi) oradan da otobuse bindik o da bir 15-20 dakika..Sonra da bir 10 dakika yuruyus mahalle aralarindan..anlasildi ki sehirin baya bir disinda yasiyormus. Ev varos bir mahallede, azicik tirstim. Birkac demir koruyucu kapiyi gectikten sonra eve girdik; etrafta bir kedi var, garajda da bir kopek (Nino). Bana sisme bir deniz yatagi cikardi, once onu sisirmek ile ugrastim zaten 24 saattir yoldayim bayilcam yorgunluktan bitsin istiyorum bu iskence bir an evvel. Evin salonu benim odam oldu, zaten 2 odali minicik bir ev, sanirim 11 gibi yatabildim o gece.. Sabah 6 ya kadar uyumusum, saat farkini dusununce benim icin bir rekor. Ev sahibi saat 9 gibi uyandi. Beraber manava gittik sebze meyve aldik. Gunduz gozuyle anladim ki mahalle fakir bir mahalle ama tehlikeli birsey gorunmuyor. Eve geldik kahvalti ister misin dedi, ben de evet dedim. Bir dilim ekmege tereyagi surdu kizartti bir de kahve yapti, afiyetle yedi, dedim bu ne, sizde domates peynir recel bal yumurta falan yenmez mi, yemezmis aliskanligi yokmus hem de kilo yapiyormus. Zorlan peynir ve de marmelat cikartirabildim. Sana biraz sehri gezdireyim dedi, yine once otobus duragina yuruyus 10-15 dakika otobus yolculugu, oradan da yarim saat metro sehir merkezine ulasabildik, bu yuruyus-otobus-metro rutinini 3 gun boyunca tekrarlardim gidip gelirken. Ilk baslarda zorlandim ama seyahatin geri kalani icin kondusyon oldu cunku en zorundan baslamisim tecrubeye.. Ilk olarak SAO BENTO ya gittik kemeralti gibi bir yer, acik havada isporta tisortler sortlar hediyelik esyalar, acaip bir kalabalik. Etrafta da bir suru polis. Oradan SE KATEDRALI nin oldugu meydana dogru yuruduk. Yolda 2 cafeler ve restoranlar coktu. CACHACARIA DO RANCHO diye bir cafede cok guzel canli muzik vardi 4-5 kisilik bir gurup. SE KATEDRALI nin onu surekli dolu oluyor, evsizler, serseriler, birseyleri protesto eden guruplar. Katedralin ici cok gorkemli dev gibi vitraylar, acaip altindan yapilmis mozaikler.. Katedral ziyaretinden sonra LIBERDADE mahallesine yuruduk. 100-200 yil once buraya yerlesmis japonlarin mahallesi. Japonyadan ithal edilmis envai cesit urunler satiliyor magazalarda, yer adlari japonca karakterlerle yazilmis kimi yerlerde.. Cumartesi gunleri de panayir gunuymus hem sokakta seyyar yemek standlari kurulmus hem de tutsu tisort canta satan standlar vardi. Pazar gunu IBIRAPUERA Park`ina gittim, ev sahibim bir tiyatroya gidecekti o yuzden ayri takildik. IBIRAPUERA parki pazar gunu tam bir senlik yeri, mutlaka gidilip gorulmesi lazim. Patenciler kaykaycilar icin ozel bir alan ayarmislar ben hic bu kadar cok kaykayci gormemistim ve de duymamistim (acaip gurultulu bir sey) Acik hava konserleri duzenleniyor. Ben oradayken BANDA ALANA diye bir perkusyon gurubu konser veriyordu, gencecik cocuklar super enerjik ve pozitif, kipir kipir bir konser verdiler, herkesi de dans ettirdiler. Bu arada etrafta dolasan gencler o kadar alternatif ve degisik tipler ki bizim Turkiye`de sokakta dolasan gencler dersiniz ki askeri duzen giydirilmis taranmis. Envai cesit dovme piercing punk saclar. Bu benzetmeyi nerede okumustum hatirlamiyorum ama Brezilya`da kadinlar 3G sergileyerek dolasiyor. Bu ne demek ? Bir kere her taraf bingil bingil GOGUS, kocaman GOBEK, tas gibi GOT. Kesinlikle kimse 3G sini saklamak derdinde degil tam tersine alayina teshir. Kadinlarda gogus dekoltesi sankim sart, bir de herkes tayt (tight) giyiyor gibime geldi. Gobek konusuna gelince insanlarin beslenme ve spor konusunda problemleri oldugunu dusunuyorum, Turkiye`ye kiyasla insanlar acaip sisman ve gobekli.

10 Mart 2014 Pazartesi

Münih (7-11 Şubat)

Yine THY nin ucuz bir kampanyasını denk getirip Devrim'in doğumgünü için Münih'e ucuz bilet ayarladık. Kalacak yer konusunda da bir arkadaşımız kullanmadığı dairesini bize verdi, şanslıydık vesselam. Münih'in metro ve demiryolları acaip gelişmiş, kesinlikle arabaya ihtiyaç yok. Münih merkez'de yemek çok pahalı, münihin ünlü (beyaz) sosini yiyelim dedik ama bize çok ağır geldi, bir daha da denemedik. BEIRUT BEIRUT : Sakın kaçırmayın harika bir Lübnan lokantası, merkezden 4-5 durak mesafede Implerstrase'de (durağın ismi de o) ve fiyatları çok uygun. Babaganuş (patlican ezme ve üstünde nar taneleri) ve de falafel, humus yeniliyor, sahipleri 2 sempatik genç, biri lübnanlı biri suriyeli. Mahallelinin sık sık uğradığı bir yere benziyor. www.beirutbeirut.de PRINZ MYSHKIN : Şehir merkezinde pahalı bir vejetaryen restoran, ortam şık, yemekler alengirli. UNTERFAHRT : Sanırım en ünlü jazz kulübü Münih'teki. Pazar akşamları jam sessionlar oluyor, giriş 5 euro, diğer günler sanırım 18 euro giriş. web sitelerinden konserleri takip edebilirsiniz. CASA MIA : Yine Implersrase üzerinde çok uygun fiyatlı italyan restoranı. Şehir merkezine göre fiyatlar yarı yarıya ve gayet lezzetli. www.casa-mia.de ERDING THERME : Avrupa'nın en büyük su parkı (kaydırakların elhamdulillahı burada). Mekanın bir bölümünde de çeşitli saunalar var (yok limon aromalı, yok vanilyalı, yok efendim ballı), yalnız giriş "nü" ve +16 mecburiyeti var. Genc yaşlı herkes orada nezih bir yer, hiç düşünmeden gidin deneyin derim. GARMISCH PATERNKIRCHEN: Azıcık Alp dağlarının havasını alayım derseniz güzel bir yer. Kayak pisti de var. Trenle Münih'ten 1 saat mesafede yolda manzaralar pek keyifli.

12 Kasım 2013 Salı

Size tekrar Shalom diyorum Sabi Bey (8-11 Kasım 2013

1-2 ay evvel Pegasus'un bir kampanyasından faydalanıp 29 tl ye (tek yon) Adana'ya gidiş dönüş bilet aldık. İzmir-Adana ucağı 2 saat rõtar yaptı ama allahtan mesaj ile bildirdiler de bu süre içnde işte kalıp işlerimi bitirebildim. Devrim malesef havalimanına dogru yola erkenden cıktıgından orada takılmak durumunda kaldı. İlk gece Adana'da SERVAS ūyesi Besime'nin evinde kalacağız. Besime bir misafirlikte olduğundan bize tarif ettiği şehir merkezinde bir yemek yiyip takıldık. Bizi geceyarısını geçe Adana'nın hareketli bir sokagından aldılar 2 cocugu ve kocasıyla birlikte. Akşam kısa bir sohbet edip odamıza çekildik. Sabahleyin cömert bir kahvaltı ettik beraber. Araba kiralama şirketi saat 8 sularında SEYTUR arabayı apartmanın önüne kadar getirdi. Gunlugu 100 tl ye bir Renault Fluence kiraladık (otoban gecisleri sirkete ait) Tavsiye üzerine Antakya'da Rahibe Barbara'nın pansiyonunda kaldık.(60 tl/gece 2 kişi kahvaltısız) Kurtuluş caddesine çok yakın bir ara sokakta çok güzel bir iç bahçesi olan kiraladığı yanyana birkaç evi işletiyor. Enteresan bir şekilde pansiyon Havra (sinagog) Katolik Kilisesi ve Caminin tam ortasında bir yerde. İsimi falan yok pansiyonun yani oyle yoldan gecerken bulunamaz ancak telefonla irtibata gecebiliyorsunuz. Barbara 37 sene once Hataya gelmiş Almanya'dan. Hayatını müzik ile ibadete adamış. Bir ara Kudus'e yuruyerek gitmiş bir başka rahibe ile. Medeniyetler korosunun kurucularındanmış (youtube videolarına bakabilirsiniz hoş). Benden ibranice dua yada ilahiler öğrenmek istedi, gitarını getirdi beraber muzik yaptık. Çok sesli koro çalışıyorlarmış. Pöç Kasabı uzun çarşının içinde şans eseri önüme çıktı. Bir tepsi kebabı ve de ayran götürdüm (9,5tl) Son gece Adana'ya yakın olsun diye sans eseri Erdemli'de karşımıza çıkan Lamos Hotel'de kaldık. (220 tl/gece 2 kişi kahvaltılı) 5 yıldızlı otel oldugundan saunasından yararlandık. Otelin girişinde kaydımızı alan çocuk nufus kagıdımdan gorunce "size şalom diyorum" dedi laf arasında, ben de eyvallah dedim. Odamıza çıktık valizimizi taşıyan adama kaç para bahşiş vermek gerekir bilemedim (hiç böyle luks bi otelde kalmamıştım). Lobideki çocuk odaya telefon etti ertesi sabah uyandırma isteyip istemediğimizi sordu, sağol gerek yok dedik, internet şifresini aldık (lamosmersin33), sabah kahvaltımızı (sandvic ve cay) saat 5.30 da gonderecegini soyledi, son olarak ta "size tekrar Şalom diyorum Sabi Bey ve de iyi akşamlar" deyip kapattı :)

1 Nisan 2013 Pazartesi

İspanya (22-28 Mart)

Valencia'da birkaç tane gitar fabrikası olduğunu biliyordum, acaba oradan ucuza yeni güzel bir klasik gitar denk getirebilir miyim diye hep aklımda dolaşıyor idi, THY nin bir kampanyasını denk getirip 129 EURO'ya biletlerimizi aldık Devrim ile. Globalizasyonun dik alasi ile karşılaştık İstanbul-Valencia uçuşunda, Mersinde bir asker ile birlikte olan bir Valenciali kiz ile yanyana oturduk. Adam askeriyedeki isini birakamadigindan kiz ayda bir Mersin'e gidip geliyormuş. Kızın ailesi Valencia'ya yakın Cullera diye bir sayfiye yerinde restoran isletiyormuş o da Mersin'e taşınıp bir İspanyol lokantasi acmayi dusunuyormuş. Kız birkaç yıl evvel İstanbul'a tatile gittiğinde çocukla tanışmışlar, hangi dilde konuşuyorsunuz dedim Spanglish dedi. Cep telefonundaki resimlerden en son yapmayı denediği künefe'yi gösterdi. Hay bin globalizasyon deyip uçaktan indim. Valencia'da SERVAS üyesi Elena ve Antonio bizi misafir olarak kabul ettiler, şehir merkezine 15 dakika yürüyüş mesafesindeki evine ulaşmak için havalimanindan 3 ya da 5 numarali metroya binmemiz gerekiyor. Jesus duraginda iniyoruz evi bulmaya calisirken sans eseri Elena bizi yolda taniyor ve de eve goturuyor. Evde binbir cesit maske, kukla, muzik aletleri. Ogretmen olduklarindan her sene 2 ay yaz tatilleri oldugundan rahat rahat gezmisler. Elena gittigi yerlerde sivil toplum kuruluslarinda gonullu olarak calisiyormus. Bize bir yemek hazırladılar, sohbet ettik sonra kendimizi Valencia sokaklarina çıkardık. Portakal cicegi kokuyor heryer. Genis geniş bulvarlar, 4-5 seritli yollardan geçiyoruz sehir merkezine giderken. Her kose basinda da bir manav. Ertesi sabah Sabah kahvaltisini evde yapiyoruz Elena ile birlikte. Keci peyniri (Elena bunu seviyor) ve de koyun peyniri ( bu benim damak tadima daha uygun) domates zeytinyagi ve de cevizli ekmek yaninda da taze sıkılmıs portakal suyu. Gittiğimiz memleketlerdeki pazarları gezmeyi pek seviyoruz o yuzden Mercato central'e doğru yollandık, bildigimiz sebze-meyve hali, tabi dev gibi ve kapali bir alan. Öğleyin CAFE PILARES'te yemek yedik, masalar hep dolu idi isviçreli orta yaşlı bir çiftle aynı masaya sıkışıverdik, adam kayak hocasıymış. Akşam Elena ve Antonio bizi BODEGUILLA DEL GATO diye bir restorana götürdüler şehir merkezinde, yer bulacağımızdan şüphe ederekten yürümeye koyulduk. Şansımıza rezerve masalardan birini bize verdiler (sahipleri heralde geç kalmıştı). Bu yemekleri ısmarladılar : SALMOREJO (soğuk çorba üstüne haslanmış yumurta), ESGARRAET (valencia'ya özgüymüş biberli balıklı), SEPIA ENCEBOLLADA (güveçte kalamar gibi), PUERROS EN VINEGRETA (pırasa yemeği), BRAVAS (harika bir fırında patates sarımsak soslu). Şarap olarak ta MATARROMERA CRIANZA içtik bir şişe, herşey çok leziz idi. 65 EURO hesap geldi 4 kişi için, fazla bahşiş bırakmaya gerek yok dedi Elena iyi kazanıyorlamış. Pazar günü Devrim ben yola çıkmak istiyorum artık diye depreşti, araba kiraladık 1200 km yol gittik, bir tek kez bile korna çalan olmadı. Böyle medeniyetin ve toleransın önünde şapka çıkartırım. (İzmir'e döndüğüm ilk günü tatsız bir olayla karşılaştım sabah işe gelirken, bir kamyon ve araba gözümün önünde birbirlerini sıkıştırdılar, arabadaki hışımla kamyonun şöför mahaline tırmandı, kamyon şöförü demir bir sopa çıkardı adam içeri girmesin ve de saldırmasın diye). İspanya'da yollar çok düzgün, işaretlemeler de hiç fena değil. Çok zorlanmadan yolumuzu bulduk. TOLEDO'ya giderken ilk durak ALARCON diye bir köyde durduk (Elena ve Antonio'nun önerisi üzerine). Lonely Planet'ta Alarcon'da La Cabana de Alarcon diye bir restoranı öneriyordu. Bizi bir sürpriz bekliyordu bu şık restoranda. Saat 5 sularıydı mutfakları kapanmıştı ya da kapanmak üzereydi (sanırım akşam 8 de tekrar açacaktı). Restoranın arkasına doğru ilerledik ki göndere çekilmiş İspanyol ve de Türk bayrağı dalgalanıyor bahçesinde. Dedik bu ne ? Sahibi Türkiye aşığı çıktı, her yıl İstanbul'da özel bir takı koleksiyonu yaptırtıyormuş sonra da alıp İspanya'nın turistik yerlerinde satıyormuş. Türkler şöyle zeki şöyle çalışkan diye yere göğe sığdıramadı. Aç kalmayalım diye 2 tane jambonlu sandviç,bir salata bir de şarap verdi, yedik içtik fazla bir para da tutmadı.

2 Ocak 2013 Çarşamba

Chios (29-30 Aralık 2012)

Son birkac aydir Sakız adasına gitmek istiyorduk ancak ya meteoroloji yağmurlu gosteriyordu ya da o haftasonu bir işimiz çıkıyordu. Adaya gitmek yılın sonuna kısmetmiş. Cuma akşamı bize tavsiye edilen Chios Rooms u arayıp 1 gecelik rezervasyonumuzu yaptık (toplam 25 EURO kahvaltısız). Cumartesi sabah 7.15 İzmir-Çeşme otobüsüne binip saat 9.30 daki feribota yetişmeyi planladık. Saat 7.05 te Uckuyular otobus garajina geldigimizde bizi bir surpriz bekliyordu, otobus doluymus ! Sofore ve de muavinlere Cesme'den vapura yetismeye calistigimizi durumun acil oldugunu, ne kadar dil doktuysem de anlatamadim, ne ayakta, ne yerde (ne de bagajda :) oturarak bizi almadilar. Ben de bir sonraki otobusu beklemenin (45 dakika sonra) çok riskli oldugundan dolayi otoban girisine kadar yuruyup otostop şansımızı denemeyi onerdim. Devrim'le garajdan cikip 300-400 metre ilerdeki otoyol girisine dogru yuruduk basladik otostopa, saat sabah 7.20 /7.30. Devrim'in keyfi yerinde bense biraz gerilmistim. İlk duran araba Efes'e gidiyordu, bir sonraki havalimanına, bir türlü çeşme yönüne giden araba durmadi. En sonunda Narlıdere'ye giden bir çift durdu, biz de en azından otoyol gişelerine yaklaşırsak Çeşmeye otostop bulma şansımızın artacağını düşünerekten arabaya atladık. Çift bizi gişelere yakın yerde bırakacağına Narlıdere sapağından çıkıp narlıdere otoban girişinde bıraktı. Buraya gelmekle şansımız iyice azaldı ve de ben mızmızlanmaya başladım. Buradan Sakız feribotuna binecek birinin gecme olasılığının 100 (kişi) bölü 4milyon (izmirin nufusu) olduğunu bile söyledim (aslında çok çok daha az). Devrim de tamam işte hala IMKANSIZ DEĞİL dedi. 2 dakika sonra yaşlı bir çift durdu, biz Sakız'a gitmek üzere Çeşme'ye gittiğimizi söyledik, meğersem onlar da Çeşme'ye gidiyorlarmış hem de SAKIZ'a gitmek üzere !!! Mehmet ve Roula 65 lerinde bir cift, 6 ay Turkiye'de 6 ay Yunanistan'da yaşıyorlarmış. Türkiye'de oturma izni almak cok pahalı olduğundan 3 ayda bir ülkeye giris cikis yapmak zorundaymış Roula, o yuzden Sakiz a gidip geliyorlarmis zaman zaman. Yolda Turkiye ve halleri konusunda atesli konusmalar yapti Mehmet, hatta zaman zaman ellerini direksyondan cekip bize donerek, allahtan Roula sakin ol Mehmet italyanlar gibi ellerini sallama gibi uyarilarda bulundu da direksyon basina donuyordu. Sakiz feribot biletlerini alacagimiz Erturk Lines yazihanesine kadar geldik, gidis gelis 20 EURO odedik adambasi. Ben feribot bileti icin sira beklerken, Devrim carsi icinden doviz alip geldi. Limanda bir kalabalik bir hareket, "garc pulu" muzu alip feribota atladik. Ben soguk oldugundan iceride oturmak istedim, Devrim bir sure sonra disari cikip hava alalim dedi. Feribotun fazla ruzgar almayan bir yanina oturmustuk ki bizim olduğumuz tarafta yunuslar belirdi. Herkes feribotun sol yanına geldi büyük bir heyecanla atlayan zıplayan adeta bize şov yapan yunusları izliyoruz. Ben içimden hassiktir diyorum bu ne güzel şey, mucize gibi.

23 Kasım 2012 Cuma

Portekiz (16-20 Kasım)

Herşey THY nin 99 EURO luk Avrupa bileti kampanyasını fark etmemizle başladı. Lizbon'da karar kılıp biletlerimizi aldık.

2 hoş tesadüf oldu Portekiz'e uçmadan..2 gece evvel Couchsurfingden Rafaela ve Lucas diye bir çifti ağırladım evimde, Portekiz'in Coimbra şehrinden, orada bir çiftlikte yaşıyorlarmış, dünya halk danslarını öğrenmek üzere balkanlara doğru yola düşmüşler. Portekizdeyken Gezilecek, görülecek, yenilecek şeylerle ilgili kocaman bir sayfa yazdı. 2. guzel tesaduf te uçakta Lisbon gitarı çalan bir adamla yanyana düştük. İstanbul'da Fado konseri vermeye gelmişler gurupça. Adam Lisbon'da çaldığı mekana bizi davet etti. Lisbon gitarı sonradan gordugumuze gore, mandolinin biraz buyukcesi ve Fado muziginin temel enstrumani, surekli olarak solo atan bir enstruman, sarkiciyla konusur gibi tinliyor. Portekiz'e öğleden sonra saat 2 gibi vardığımızda o gece nerede kalacağımızı hala bilmiyorduk, Couchsurfing'den birsürü kişiye yazdık ancak bir türlü bizi kabul edecek birini bulamadık, vardığımızda son bir kez daha emaillerimizi kontrol edip bir haber olmadığını görünce hostel ya da otel bulmaya giriştik. SİNTRA Adam başı 4.10 Euro ya Rossio tren garindan Sintra'ya gidis donus bilet aldik, neredeyse 15 dakikada bir tren var. Kisa 40 dakikalik bir yolculugun sonunda variliyor Sintra'ya Lisbon'un merkezinden. Sintra tren garina vardigimizda o geceyi gecirecegimiz CS Joaoa'nin kesin gidin kalin dedigi Almaa hosteline ulasmaktan başka somut bir planimiz yoktu. Trenden inip te gardan çıkmaya çalışırken bir kadin yanimiza yaklasti ve Jeep turu duzenledigini, kisi basi 35 Euro karsiliginda bizi Sintra'nin guzel yerlerini gezdirecegini, yuruyus yapabilecegimiz ve de guzel yemek yiyebilecegimiz bir yerlerde gezdireceğini soyledi. Sintra cok buyuk bir alan oldugundan biraz da konformist kisiligimden olsa gerek ben bu turu almanin iyi bir fikir oldugunu dusunuyordum, ancak Devrim şiddetle karşı çikti. Gardan ciktik ve de yurumeye koyulduk, hemen cikista 2 kisilik elektrikle çalisan EcoCar arabasini gorduk, uzerindeki telefon numarasini arayip bilgi aldik. Bu da Devrim'in pek hosuna gitmeyince yurumeye devam ettik. Az ileride yolun asagisinda SAUDADE diye bir şirin cafe/restoran a girip bir sebze çorbasi ve de ispanakli bir kis ismarladik. Bu Portekizdeyken yedigimiz ender lezzetli yemeklerdendi ve guzel bir baslangicin sinyalini veriyordu. Yemekten sonra kalacagimiz hostel e telefon edip oraya 20-25 dakika yuruyusle ulasabilecegimizi ogrendik, boylece yola koyulduk. Yolda Mitler ve Mitoloji konulu bir acikhava sergisi vardi. 50 metrede bir onumuze bir heykel cikiyordu. Devrim'in ilgi alanina girdiginden tek tek inceleyerek yuruduk.
Hava acaip temiz etraf yemyesil ve sik ormanlarla dolu idi, yol yokusasagi oldugundan cok ta zorlanmadan yuruduk. Sintra merkezde Piriquita diye bir pastanede tavsiye edildigi uzere quejadas ve de ..... aldik. Hostel e vardigimizda saat öglen 1 sulariydi ve mekanin hissedarlarindan Joao bizi (yani hostelin yegane konuklarini) bekliyordu. En ucuz kalma sekli olan 6 kisilik yatakhane de kalmak istedik (kahvalti dahil adambasi 22 euro), zaten bizden baska kalan kimşe olmadigindnan 2 kisilik odada kalmaktan farksiz idi. Odanin rutubetli olmasi disinda hersey mukemmeldi. Joao bize etrafi gezdirdi, hostel eski bir konak , ahsap, tas ve mermerden etraf, manyak bir bahce ama bence en carpici sey havanin oksijen komasina sokabilecek derecede temiz, etrafin buram buram toprak ve agac kokmasi konak ta cok ferah hepsinbeni kendimden gecirdi, oraya ulastigimiza cok memnun oldum. Quinta Regaleira konagini gezmemizi ve de Cabo do Roca (en bati nokta) yerine Azenheis Do Mar köyünu gezmemizi onerdi Joao, once adambasi 6 euro verip konagi gezdik, cok gorkemli tas ve ahsap islemeleri, mozaikler ve de tablolarla dolu bir konak, bahce cesmeler ve de heykellerle dolu ayrica manyak bir manzara (yuksek bir yere kurulmus). Ben okyanusu gormek istedigimden (devrim cok istemiyordu) saat 3 bucukta sehir merkezindeki bir otobuse atlayip Azenheis Do Mar koyune yollandik, yolda 2 buyuk sahil / plaj gectikten sonra ulastik. Nefes kesici bir okyanus manzarasi vardi, yuksek kayalik bir yerde 4-5 tane balikci olta salliyorlardi, o kadar yuksekten balik tutani da hic gormemistik hayret ettik. Yiyecek bir yer ararken yolda kopegiyle yuruyus yapan Portekizili bir kadinla karsilastik, emekliymis bu koye resim yapmaya geliyormus gecen yazdan bu yana. Burasi mistik bir yer dedi ozellikle gun batiminda. Koy bir yazlik mekan olarak kullanildigindan in cin top atiyordu, etrafta bahcelerini duzelten 2-3 kisiye rastladik o kadar.

14 Temmuz 2012 Cumartesi