1 Haziran 2019 Cumartesi

CAKIL'A VEDA EDERKEN

İlkin Devrim'in evine gittiğimde tanışmış olmalıyım ama nasıl bir hissiyat uyandırdığını çok hatırlamıyorum. Devrim'in ayak ucunda uyurdu akşamları, salondaki kanepede özel bir yeri vardı ve eğer oraya oturursan, gelip sana bir pati atar ve sen oradan kalkana kadar da rahat bırakmazdı. 3. katta bulunan evin balkonunun demirlerinin önüne yatar artık kuşlarımı, karşı komşuları mı yoksa caddeden geçen gideni mi izlerdi bilmiyorum ama yazın orada vakit geçirmeyi çok severdi. Ben gecenin bir yarısı evime giderken benimle 3-5 merdiven aşağıya iner sonra tekrar yukarı alınırdı. Bir süre sonra Devrim ile işler ciddiye gittiğinden yanıma taşınmasını istemiştim. Tabi sonradan jeton düştü..Devrim ile bir şekilde anlaşırım ama ya bir kedi ile yaşamak bana göre değil ise ? Devrim'e bundan bahsettiğimde biz bir paket halinde gelebiliyoruz başka şansın yok gibi bir yanıt almıştım..Süpee hijyenik bir evde büyüdüğümden, evde bir hayvan besleme fikrinin oluşması neredeyse imkansız bir şeydi..Sonuç olarak Devrim ve Çakıl 2012 ya da 2013 yazında yanıma taşındılar. Tırnaklarını törpülemek için salondaki caanım halılarımızı kullanması dışında dikkat çekici bir zorluğu yoktu. Asla bizim odada uyumasına izin vermedim. Devrim'in oturduğu ev 3.kattaydı o yüzden tam bir apartman kedisi olan Çakıl şimdi hemzemin (giriş katı) olan bir daireye taşınmıştı. İlk 6 ay hiç dışarı çıkmadı, balkon kapımıza başka kediler gelirdi onları dikkatle camın arkasından inceler takip ederdi ve de çok heyecanlanırdı ama dışarı çıkmaya da yeltenmezdi. Sonraları sinekliği patisiyle ittirebileceğini keşfetti, böylece yaşam alanına balkonu ve pencere pervazlarını da katmış oldu.Balkona gelen kedilerle konuşmayı ve de kavga etmeyi öğrendi zamanla. Bizim eve taşınıp balkona çıkmaya başladıktan sonra ilk defa bir kedi ile yüzyüze geldiğinde nasıl bir heyecanla nefese nefese kaldığını kalbinin küt küt attığını çok iyi hatırlıyorum.Ona şimdi hiç bilmediği bir dünyanın kapıları açılıyordu. İlk başlarda tuvalet temizlik işlerini Devrim hallediyordu ama ne zaman ki hamile kaldı "toksoplazma" riskinden dolayı o iş bir anda üzerime kaldı.Öfleye pöfleye kakaları çişleri temizlemeye başladım..birkaç kez tuvalet kutusu komple boşaltıldı yıkandı vesaire..ne olurdu şu işini dışarıda bir ağaç dibinde hallediversydi ? Doğuma birkaç ay kala bu seferde başladı tuvaletinin içine değil de önündeki bölgeye, kimi zaman da salonun girişine kakasını yapmaya..Hamama giren terler, temizle yavrucum (İÇSES). Heralde bayağı bir kaka temizleme işiyle uğraştım ki Gezi'nin doğumuyla bez değiştirmeleri bana çok ta zor gelmedi. Sonradan düşününce sanki beni çocuk bezi değiştirme, popo yıkama yani bir nevi babalığa hazırladı Çakıl. Sanırım bir Kurban bayramı zamanıydı, o zamanlar günde 2-3 saat dışarıda gezer mutlaka eve geri gelirdi. O gün dışarı bir çıktı ve bir daha eve geri gelmedi. Günlerce evin yakınlarındaki caddelerde dolandık, arabaların altına eğildik, çakıl çakıl diye seslendik durduk ama nafile. Sonra bir resimini bastırıp KAYIP ARANIYOR diye ilan verdik. İnsanlar çok ilgili bir sürü telefon geldi koştuk baktık benziyordu ama o değildi..3 hafta (!) geçti biz artık umudu kestik, herhalde bir arabanın altında kaldı öldü zavallı diye düşündük, şöyle evin güzel bir köşesine resmini asalım unutmayalım çocuğumuzu diye konuştuk..Konuştuğumuzun ertesi sabahı yani 3 hafta sonra pat bir sabaha karşı döndü geldi bana bir ağlama krizi geldi, Devrim uyandı gürültüye ve tabii ki çok sevindik..Bir kaç ay sonra Gezi doğdu, gündelik iş güç hayat koşturmacasına bir de Gezi'nin bakımı eklenince Çakıl ile pek ilgilenememeye başladık. İlk başlarda Çakıl Gezi'ye çok tolerans gösterdi ve normalde başkası yapsa tırnakları ile anında gününü göstereceği yerde ondan uzak durdu, onun bebek hallerini anlayışla karşıladı. Gezi 2 yaşına geldiğinde artık zaman zaman tırnaklayarak pati atarak neyi yapabileceğini neyi yapamayacağını ona anlattı. Gezi doğmadan evvel aşılarını çok muntazam olmasa bile götürüp yaptırıyorduk, veterinere gitmekten çok korkardı, o taşıma kutusu ortaya çıktı mı kaçacak delik arar ve de deli gibi salya akıtırdı. Çakıl birkaç gündür hasta ve bitkindi banyodaki kalorifer peteğinin yanından ayrılmıyordu. Yemek kabı salonda idi oraya bile zar zor gidiyor ve tekrara yerine dönüyordu. Pazartesi sabah iş için bir seyahate çıktım, bu arada Çakıl'ın durumu ağırlaşmış, Devrim onu veterinere götürmüş serum ve çeşitli ilaçlar verilmiş, meğersem bağırsaklarında bir tümör varmış ve dışkı yoluyla çok kan kaybetmiş. Veteriner MR çekelim beynine bakalım, daha sonrasında kemoterapi gerekecek vs demiş ama Çakıl'ı almış eve getirmiş.Seyahatten döndüğümde kaloriferin yanında hasta bezleri üzerinde (üzerine kaçırıyordu) sere serpe yatıyor bize yüzünü göstermek istemiyordu, hiç gücü yoktu..

20 Ocak 2019 Pazar

GASTRONOTLAR

Aycaevhali.com da 2015-2017 arasında takip ettiğim harika bir radyo programıydı..

(Şef) Levent Alpat ve Toni Drosa'nın dünya mutfakları (ama daha çok Ege mutfağı), hangi mevsimde pazarda ne bulunur ne yenir, bilindik ve de hiç duyulmamış bir sürü yemeğin nasıl pişirileceğinin inceliklerini konuştukları harika bir program, Toni'nin muzip ve mustehcen esprileri ile ikilinin gençlik anılarıyla ve seyahat deneyimleriyle harmanlanınca tadına doyulamayan bir muhabbet silsilesi. Levent'in Midilli adasına taşınmasıyla sona ermiş vaziyette.. Bu programları dinlerken bir yerlere not alma gereği hissettim, çünkü hem tarifleri evde uyguluyordum hem de "savoir vivre" (hem gusto hem de yaşam bilgeliği) ediniyordum.. 3-15 NİSAN 2015 : Tahta kaşık alacaksan Şimşir'den oyulmuş olan makbulmuş. Isırgan otu nasıl ayıklanır ? Isırganı bir elinle tepesinden diğer elinle dibinden tut ve çek, kopan üst kısmını (filizi yani ince sapı) yemekte kullan, geriye kalan alt kalın saptaki sadece yaprakları kopart ve yemeğe kat. Isırganları hazırla, taze soğanları kıy tavada 3-4 dakika çevir üstüne yumurta kır, sonra tabakta üzerine (acı) pul biber. Ebegümeci (Malva sylvestris) ve Isırganın (Urtica) içine Körmen (yabani sarımsak) doğra kavur ve üzerine yumurta kır.
ISIRGAN ÇORBASI : Toni'nin neredeyse her programda çok lezzetli olduğunu söyleye söyleye bitiremediği meşhur çorba.. Malzemeler : Sebze suyu (kereviz havuç soğan sarımsak haşlaması), 2 kabak, Patates, 2 demet Isırgan, Krema, tereyağ, Parmesan/Pecorino. 6 OCAK 2016 : Bafa gölü'nde yılan balığı (anguila anguila) yeniyor. İtalyanın zenginleri yılbaşında (hindi değil) yılan balığı yiyorlarmış. Asi nehrinde (Antakya) çok çıkıyormuş ve de orada da yenilebilir. Çok yağlı bir balıkmış. Dil balığı alırken dikkat edilmesi gereken şey rengi..Süt beyaz olmaması lazım hafif pembemtrak olurmuş tazesi. Fırında Levrek : Levreklerin pullarını asla temizletmeyin, pullarıyla pişirin. Bir tutam baharat, Greek Fat Wedding ve Politiki kuzina filmlerini çok beğenmişler tavsiye ediyorlar. Tarçın, vucüttaki insülin salgısını dengeliyormuş. Politiki kuzina filminden bir sahne : Rum baharatçı dede (aktar) torununa baharatları anlatıyor : Bak çocuğum Gastronomi astronomiden gelir, her baharatın gökte bir muadili vardır, Tarçının gökteki karşılığı Venüs'tür. Kadınlar Venüsten gelmiştir. Tarçın Kadın gibidir, kararında olursa tatlıdır ama fazla kaçırırsan acılaştırır :) Şubat ayı Turna (Barakuda) balığı zamanıymış. Mangal/ızgarası çok iyi olurmuş. Çöp şiş kuzu etinden olmalıymış, dana etinden olması iyi değilmiş.
13 OCAK 2016 : Bu program DOLMALAR konusu işleniyor. Pişirme kağıdı sadece fırında kullanılmıyor, ENGİNAR DOLMASI yaparken ıslatıp kullanıyor dolmaların yeşil kalmasını sağlıyormuş. 4 adet enginar büyükçe olsun, salla kafa sallanıyorsa esnekse al, sertse alma, 4-5 çorba kaşığı pirinç (osmancık) 6-7 taze soğan, 1 çay bardağı zeytinyağı dereotu limon su karabiber tuz. Pirinci yıka suda tut süz. Taze soğan rondela yuvarlak kes, tuz karabiber yarım bardak yağ ilave et karıştır. Enginarları temizle ve limonlu suya at (kararmasın diye). Enginarların saplarını bıçağın kestiği yere kadar kullan. Sapların kabuğu soyuluyor (süngerimsi yere kadar). Saplar dolma pişirilirken suya konuluyor. 2 limon sık ekle. Fırın kağıdını ıslat sık kurut enginarların üstünü ört. Düdüklüde 15-20 dakikada pişermiş. Kağıdı aç, kıymış olduğun dereotunu (çiğ olmalı pişmemeli) üstüne serp. Zeytinyağlı biber dolmasında biberler büyükçe olmalıymış.
KABAK ÇİÇEĞİ DOLMASI : yarım kg Kabak çiçeği , 2 bardak Pirinç, 2 kuru soğan, 1 demet nane, bir çay bardağı z.yagı, bir çay kaşığı Yenibahar, 50 gr Çam fıstığı (künar), 50 gr kuş üzümü, 1 tatlı kaşığı şeker, 3 bardak su, karabiber. Çiçekleri al, içindeki erkek organlarını kır (kazık gibi ortada duran şeyi kopart). Soğan zyagında kavrulur fıstık ekle, yıkanmış pirinç ekle baharatlar nane kuş üzümü tuz şeker ilave et, 2 bardak sıcak su ilave et pişir. Harcı çiçeklerin içine doldur. Tencerinin içine tabağı ters olarak koy, çiçekleri diz, üzerine bir bardak sıcak su ilave et. Islatıp sıktığımız Fırın kağıdı ile üzerini ört kapat pişir. Yemeden önce üzerine limon sık. Dolmasının yanında ayrıca Levent'in tavsiyesi olarak : unla beyaz şarabı karıştır bulamaç yap, kabak çiçeğini bula ve kızart, çok lezzetli olurmuş.
KALAMAR DOLMA (Sicilya usulü) : 6 adet orta boy kalamar, (eşek kalamarı alma pişmiyor malaesef), 4-5 dilim bayat ekmek çekilmiş, parmesan, kapari (küçüğü makbul), yeşil zeytin, sarımsak, domates püresi, maydanoz, yarım bardak beyaz şarap, zeytinyağı, domates. Kalamarın bacakları ayakları doğranacak. Kalamarın yumuşaması için tuz ve şekerle ovun sonra suyla kapat buzdolabında 2-3 saat beklet. Tavaya zeytinyağı dök kalamar bacaklarını tereyağında çevir, domates püresi kapari zeytin ekmek içi tava da çevir, parmesanı ekle tuz karabiber maydonuzu ekle. İçi boş kalamarları bu harçla doldur, bir kürdan ile dikiş diker gibi ağzını kapat. Zeytinyağının içine sarımsak ve kalamarları bu yağda çevirerek pişir, beyaz şarabı ekle. 2 adet domatesi de ekle sotenin içine. Kalamarları halka halka kes öyle servis yap. İlk çiçek açan meyve ERİKmiş. Karabiber ve pecorino romano (koyun peyniri) makarna çok lezzetli. Akhisar'da ünlü bir dalakçı varmış. Kuzu yiyin dana eti yemeyin, kuzu daha sağlıklı. Etli kestirmeli Pazı dolması çok güzelmiş. Pazı yaprağına havuç ve yeşil elma rendesi ile levrek sarıyormuş Toni, çok güzel oluyormuş. Hüseyin Yavuz Ildır harabelerinin bekçisinin adıymış.
Aydın'ın EKMEK DOLMASI meşhurmuş, kıyma ceviz fıstık soğan kavurulmuş. Yuvarlak ekmek al, bayatlat, içini boşalt. Soğan kıyma dolmalık fıstık karabiber tuz kavur ekmek içi ilave et, tereyağı et suyu. Sarımsaklı yoğurtla servis yapıyorlarmış. Etli bir dolmada pirinç 2 birim, kıyma 1 birim olması idealmiş. Mandalin çiçeğinin reçeli çok güzel olurmuş. 25 MART 2015 : Grappa içmeyi öneriyorlar. Bruschetta (brusketta) diye okunuyormuş. İÇ BAKLALI TURPOTU FİLİZİ : 500 gr iç bakla (için içi) 500 gr turpotu filizi Limon sarımsak zeytinyağı

4 Nisan 2017 Salı

KASK TAKMADAN BİSİKLETE BİNMEYİN

Ocak ayında bir bisiklet kazası geçirdim. Sabah 10.30 sıralarında Borsa binasından çıkmış Çankaya yönünde gidiyordum, 2 şeritli bir yol burası, en sağdaki şeridin de mumkun oldugunca sağında makul bir hızla gidiyordum ki, park halindeki bir araç aniden kapısını açtı, kendimi yine bisiklete biner pozisyonda ama göğe bakarken buldum, kollarımı hissetmiyordum ve de sanırım kafamı da yere çarpmıştım. Etrafımda insanlar iyi misin kalkabilecek misin falan derken, beni yola en yakın dükkana taşıdılar, su verdiler. Kafamı yokladım arkası yumurta gibi şişivermiş hemen, sonra 1-2 bina ilerideki bir tıp merkezine götürdüler, ancak orada beyin cerrahisi olan bir hastaneye götürülmem önerildi.. Bisikleti ve kilidinin anahtarını o dukkanda bırakmaktan baska bir care yoktu, nerede olduguma tekrar baktım, az ilerde sagdaki sokakta YUNIPEK var Selim Bey, bisikletimi ona bırakabilirsiniz dedim dukkan sahibine, aa Şelomo Bey'i çok iyi tanırız merak etmeyin gecmiş olsun deyip ugurladılar. Düşmeme sebep olan kapıyı açan adam ve yanındaki kadın beni arabaya koyup Gazi Hastanesi'ne götürdüler, yolda Devrim'i arayıp bisikletten dustugumu ve de beni Gazi Hastanesi'ne getirdiklerini soyledim. Ben geldigimde Devrim kapıda beni bekliyordu. Acile girdik, asker tıraşlı kadın doktora durumu anlattım, once bir röntgen filminin ardından da tomografi gerekecegini soyledi ama illaki butun bu islemlerden evvel el izi ve kimlik almaları gerekiyormus.. Ulen ölüyorum ne el izinden bahsediyorsunuz (diyorum içimden).. Bu arada meğersem hastanede tomografi cihazı yokmus sokagın başındaki özel bir tomografi merkezine beni arabayla taşıdılar, bu arada babam geldi. Orada da onumdeki 4-5 hastayı bekledim, içimden diyorum ki mazallah ölüyor olsam kimsenin umrunda degil.. Tomografi sonucu 1 saat sonra cıkarmıs, hastane acaip kalabalık ve de sartlar pek ic acıcı olmadıgından eve gitmeye karar verdik. Salondaki kanepeye uzandım, sırtımdaki kaburgalar batıyor ve de kuyruk sokumum kıçım acıyordu hafif de bir basdonmesi vardı.. Aksamustu Devrim tomografiden raporu alıp hastaneye beyin cerrahı ile konusmaya gitti. Cerrah rontgen ve tomografide merak edilecek bir durum olmadıgını ve dinlenmem gerektigini soylemis. Aksama dogru şiddetli bir baş dönmesi ve mide bulantısı başladı.. Nitekim öğleyin yediklerimi kustum. Kusunca da tedirgin olduk yine acile gittik, asker tıraşlı kadın doktor hala oradaydı. Pek ilgilenmedi, kusma illa düşmeyle ilgili olmayabilir dedi, PİSİKOLOJİK olabilir dedi gönderdi.. Aksamleyin yattım kesik kesik uyudum, gece bir ara tuvalete kalkmak istedim ama başım nasıl dönüyor.. 5 metre otedeki yere gidemedim mecburen yattım yine.. Ertesi sabah kaburga ve kuyruk sokumundaki kemiklerimin agrısı artmış, baş dönmesi de hala devam ediyordu. O günü evde dinlenerek gecirdim. Bir sonraki güne yine baş dönmesi devam edince yine heyecanlandık, bir doktor tanıdığımız bize MR çektirmemizi tavsiye etti. IZEMAR diye bir yere gittik, kabaca 1 saat bekledikten sonra beni iceri aldılar.. KASK TAKMADAN BISIKLETE BINMEYIN ! Eğer bisiklete binmeden Kask takmış olsaydım bu süre zarfında adam çoktan kapısını kapatmış olacaktı ve de sorun olmayacaktı :) Lütfen geçmiş olsun, verilmiş sadakan varmış mesajı yazmayın aşağıya, iyi dileklerinizi için şimdiden tesekkur ederim. Yapabileceginiz en iyi şey once kendinizi sonra çevrenizi bu konuda uyarmanız..KASK TAKMADAN BISIKLETE BINMEYIN !

13 Mart 2017 Pazartesi

2-6 Mart 2017 (Tekirova SUNDANCE CAMP)

Yine aylar öncesinden ucuz bir Pegasus bileti görüp yol hayalleri kurmakla başladı herşey.. Antalya'ya gitmeden evvel aklımızda gidebileceğimiz 3 yer vardı aslında : SUNDANCE CAMP , Emre Ertegün'ün kitabında okudugumuz Ayşe Dirikman'ın evi FLORA ve son olarak sokak sanatçılarının, jonglörlerin ve hokkabazların mekanı TADAH (http://tadah.eu/). Devrim FLORA'da kalamayacağımızı misafir kabul eden bir yer olmadığını söyledi ben de emin olup arayamadım, TADAH ı aradım ama onlar da İstanbul'a gidiyorlarmış o haftasonu kapalı olacaklardı, biz de SUNDANCE CAMP a gittik. Antalya havalimanından bir araç kiraladık NISSAN QASHQAI bebek koltugu da koydular (günlük 15 Tl), arabanın üstü cammış arkada Devrim ve Gezi keyfini çıkardılar yol boyunca. Son gece eşyalarımızı hazırladık, öyle yattık. Antalya havalimanına mesafemiz 70-80 km, sabah erken çıkalım neme lazım lastik patlar falan dedim. Nitekim sabah 7 de kalktık, kahvaltımızı ettik tam eşyaları yüklüyoruz baktım sağ arka tekerleğimiz patlamış ve uçağımız 9.30 da, dedim kaldık burada..sabahın 7si etrafta in cin top oynuyor. Tekerlek te inik falan değil, bildiğin jant üzerinde gideceğiz en yakın benzinciye gidebilsek ve orada bir tekerlek tamircisi varsa !! Mekanın gece bekçisi pek yardım edecek gibi durmadı ama saat 7.30 da oranın bakım onarım işlerini yapan bir abi gelecekmiş o yardım eder dedi. Elinde fırından aldığı ekmeklerle geldi kurtarıcı meleğimiz.. Durumu anlattık, adam ile hemen değiştirme işine giriştik. Neyse krikoyu tak arabayı yükselt bijonları sök stepneyi tak saat 8 oldu, adama çok teşekkür edip incir kayısı yollarım falan diye düşündüm Devrim para vermemi söyledi ben de çıkarıp 50 TL verdim. Stepne üzerinde uyarı var 70-80 km yi aşma diye, deli misin 120 ile gitmezsem uçağı kesin kaçıracağız. Saat 8 de yola çıkabildik kan ter içinde. Arabanın bilgisayarı sürekli uyarı yapıyor, sağ arka da düşük basınç var hız yapma diye, nasıl dinlerim seni kardeşim uçak kaçıyor..Daha depoyu doldurmam lazım, kiralık aracı teslim edeceğim, çantaları gişeye bırakacağız, imkan yok yetişemeyeceğiz. Havalimanına vardık, saat 9.05 Devrim gişeye koştu bebekle, ben de arabayı teslim ettim eksik benzinli ve tekerleği patlak.

15 Mart 2016 Salı

KÖYCEĞİZ-DALYAN (11-13 MART)

Birkaç haftadır Fethiye'ye gidelim diye kafamdan geçiriyordum, cuma yarım gün çalışıp öğlene doğru yola çıktık. Sandaletli Seyyah Bora Bilgin'in tavsiyesiyle Köyceğiz'de KAUNOS OTEL'de kaldık, bu Köyceğiz sahil şeridinde şirin bir otel. 2 kişik oda ve kahvaltı fiyatı 150 TL idi. Personel çok güler yüzlü ve yardımcıydılar. Yeniden gördüm ki bir bebekle seyahat etmek acaip birşey, neredeyse karşılaştığımız herkes bebeğe bakmaya onu güldürmeye onun hakkında soru sormaya bayılıyor, anası babası olarak ta bize çok yakın ilgi ve sempati gösteriyor insanlar, çift olarak gezerken bu kadar sükse yapmıyorduk diye hatırlıyorum :) Köyceğiz'e vardığımızda artık akşam 8 gibiydi ve çok yorgunduk. Resepsiyonun yanındaki restoranda 6-7 tane eşofmanlı genç çocuk oturuyordu, kızlar hemen Gezi'yi fark edip ay ne tatlı şey falan demeye başladılar. Sonradan öğrendiğimize göre çocuklar ertesi günü KANO yarışması için Sakarya'dan ve Kocaeli'nden gelmişler, başarılı olanlar da Brezilya'ya olimpiyatlara katılacakmış milli takım olarak. Sabah saat 6 gibi uyandım, Gezi ile Devrim uyurken biraz sahilde yürüdüm, yarışmalar için hummalı bir çalışma vardı. 40-50 tane kanocu genç yarışacaktı. Yarışma esasen kısa sürüyor yaklaşık 1km.lik bir parkuru en hızlı kim geçecek diye kürek çekiyorladı çocuklar var güçleriyle. Kahvaltıdan sonra çıktık dışarı öğlene kadar yarışmaları izledik, ailelerinin heyecanlarına ortak olduk, hadi ebru bastır murat çek çek çek tempo tempo tempo diye tezahüratlarda bulunup eğlendik. Yarışma sıralarını bekleyen kanocu kızlar Gezi ile eğlendiler motive oldular.

Yarışmalar bitince günlük eşyalarımızı topladık ve resepsiyonda Dalyan Iztuzu ne yönde diye sorduk ama otel sahibi bize başka 2-3 şey önerdi, tatilimizin seyri değişti. (1) SULTANİYE kaplıcaları ve EKİNCİK, Köyceğiz merkezden kabaca yarım saatlik araba yolculuğu ile ulaşılıyor. Yol boyunca portakal bahçeleri ve çam ormanları var. SULTANIYE'de açık havada deniz kıyısında termal havuz keyfi yapılıyor. Ancak baştan uyarayım termal su çürük yumurta gibi kokuyor, fazla kükürttenmiş diyorlar :) Önce ben daha sonra Devrim sırayla sıcak banyo aldık. (2) TOPRAKANA restaurant, ORTACA sapağını geçtikten 1 km kadar sonra sağda, süper taze zeytinyağlılar ve lezzetli et yemekleri olan bir mekan. Bu bölgede güzel yemek yenecek yer bulmak pek zor o yuzden burası bize bir vaha gibi geldi. Buarayı da otel sahibimiz onermiş idi o yuzden müteşekkiriz. Yolculuğun son günü DALYAN'a gittik, ardarda otel/pansiyon ve de çok turistik, hiç bize göre değilmiş. Ancak kaya mezarları çok görkemli, gece aydınlatması ile de müthiş bir ortam yaratıyor. IZTUZU plajına, arabayla ulaşım mümkün illaki Dalyan'dan feribotla gitmek gerekmiyor. (3)TOPGÖZÜ PINAR restaurant Beyobası yönünde, Köyceğiz sapağını geçtikten birkaç km sonra solda, gidemedik ama otel sahibi çok methetti, bir dahaki sefere mutlaka gideceğiz. Şimdi baktım Sandaletli Seyyah Bora Bilgin Yeşil Vadi diye bir restaurantı yazmış aynı bölgede.

8 Şubat 2016 Pazartesi

Santiago'dan Coimbra'ya (Şubat 2016)

İlk kez iki bucuk aylik bebeğimizi alıp uzun menzilli bir seyahate çıktık. Dusundugumuzden cok daha kolay oldu, gorduk ki Turkiye dahil genel olarak heryerde insanlar bebeklere bayiliyorlar, biz de ebeveynleri olarak hep cok sicak karsilandik. Bu seyahatte otelde de kaldik, soguk sayilabilecek bir ciftlik evinde de ve de son gecemizde kanepe sorfu bile yaptik, Gezi'cim hep uyumlu davrandi, diyecegim odur ki bebeginiz varsa yola dusmekten cekinmeyin.. Persembe ogleden sonra Istanbul'a uctuk. Devrim'in arkadasi Belgin ve Misel'in kizarkadasi Aysenur ile bir yemek yedik ve erkenden yattik. Cuma sabah 8.30 'da İstanbul'dan Santiago de Compostela'ya uçtuk. Megersem ucak Bilbao da duruyor yolcu aliyor/indiriyor sonra tekrar devam ediyormus, o yuzden umdugumuzdan biraz uzun surdu yolculuk. Havalimanında 1 haftalık araba kiraladık (sigortasız 250 EUR - sigortalı 350 EUR) havalimanından Ourense kasabasına gittik - Zarampallo Hotel'de 2 gece kaldık (gecesi 50 EUR kahvaltısız iki kişik oda). Otel resepsyonu kesinlikle ingilizce bilmiyor, yine de catpat ispanyolcamizla anlastik. Şehrin merkezinde AS BOURGAS termal havuzlari var, halka açık ve ücretsiz. Saat 10-13 arası sonra da 17-22 arası açık. Soyunma odaları var ve temiz. Cok keyifli. Daha cok ispanyol (yerli) turistlerin takildigi bir tatil yerine benziyordu. Coimbra'ya 17 km mesafede bir koyde bundan 3-4 yıl önce bizim evde kalmış kanape sorfculeri Rafaela ve Lucas a ait ciftlik evinde kaldik 2 gece. Bize krallar gibi baktilar sagolsunlar. Kendi zeytin yaglarini ve meyvelerini uretiyorlar. Rafaela cok guzel orgu isleri yapiyor. Surekli olarak gonullu calisanlara ihtiyac duyuyorlar ciftlikte yapilacak cok is var. Kedileri, kecileri, domuzlari, tavuklari, kazlari var. Porto'da merkezde bir yerde Hostal Rivoli'de kaldık, iki kişilik oda 38 EUR (kahvaltı dahil). Porto cok sirin bir yer inisli cikisli Istanbul gibi. Porto'da her kose basinda bir Turk'e rastladik. Santiago de Compostela - couchsurfing deneyimimiz oldu eski sehrin emerkezi bir yerinde 3 ogrencinin yasadigi bir evde. Ev sahibimiz Candido 1 sene Isparta'da erasmus degisim programi yapmis, sanirim bioloji idi bolumu, bir bok ogrenmeden geldim dedi, ama cok iyi notlar almis hocalardan guzel ortalama yapmis sayelerinde :) Evin yakinindaki vejetaryen restorana gidip yemek aldik evde hep beraber yedik. Sabahleyin unlu katedrale dogru yuruduk, daracik yollarda kaybolduk.

23 Şubat 2015 Pazartesi

Günübirlik Isparta ve Eğirdir (20 Şubat 2015)

Cuma günü iş için Isparta'ya gitmem gerekiyordu. Sunexpress ile Antalya'ya uçtum. Oradan da arabayla Isparta'ya gittik. Yol yaklaşık 130 km ve 2 saatte alınabiliyor. Yol üzerinde harika göl ve dağ manzaraları var. Isparta bir sıra dağın dibine kurulmuş bir şehir. Yani karlı zamanda gözünüzü azıcık kapatsanız sanki İsviçredesiniz hissi yaratıyor. Isparta'da harika bir yerde Kebap yedik : ALPLER PİDE SALONU Yeni Sanayi Sitesi 17.blok no:51 0246 218 0967 0535 224 4005 Bunun dışında Eğirdir gölü kıyısında dolaştık. Kesinlikle gidip görülesi ve kalınası yerler. Mayıs Haziran ayları Gül hasadının yapıldığı aylar bu zamanlarda eminim ki kokular ve renkler bayramı oluyordur. Temmuz Ağustos aylarında da Lavanta hasadı oluyormuş. Bu sene mutlaka bu aylarda gidip oraları görmek istiyoruz.

1 Haziran 2014 Pazar

SAO PAULO (25 Nisan-10 Mayis 2014)

KLM bu sene basinda Sao Paulo ve Rio`ya cok ucuz biletler satti. 490 EURO ya gidis donus bilet alinabiliyordu. Brezilya`da katilacagimiz fuar ucuz bilet donemine denk gelince, fuar tarihinden 1 hafta onceye bileti aldim. Boylece 1 hafta gezip 1 hafta da calismak icin vakit olacakti. Ilk hafta SERVAS uyesi insanlarda kaldim, fuar haftasi icin de AIRBNB ile bir apartman dairesi kiraladim. Seyahatim olayli basladi. Sabah 6 daki ucaga yetismek icin sabah 3 bucuk ta kardesimin oturdugu Cihangir`den taksiye bindim. Havalimanina hizli bir sekilde vardik, tam guvenlikten gecicem cep telefonumun olmadigini farkettim, takside unuttugumu anladim ve acayip telas oldum simdi taksiciyi nereden bulucam diye.. Cep telefonumda kalcagim insanlarin telefonlari adresleri emailleri.. telefonu kaybedersem sictim seyahette. Disari ciktim oradaki gorevli birinden yardim istedim. Aklimda sadece bindigim taksi duraginin Cihangir`de oldugunu kapisinda FINDIKLI taksi diye bir ibare oldugunu hatirliyorum. Yardim eden adam cep telefonundan internete girdi, taksi duraginin telefonunu buldu, hemen telefon ettik, taksi duragina bindigim taksiyi tarif ettim, telsizle adama ulastilar, adam 15 dakika sonra geri dondu. Dondugunde soyle sordu : Kardes niye kendi cep telefonunu aramadin ben gorunce acar cok daha kisa zamanda geri donderdim.. NE BILIYIM BEN O PANIKLE AKLIMA BILE GELMEDI ! Neyse bi 30-40 lira daha bayilip taksici ile vedalastik. Doktugum soguk terler havalimani klimasi ile uctu gitti.. Amsterdam ucusu kolay ve hizli oldu. Cikista pasaport kontrolu yaptilar ayakustu, sonra da devasa havalimani icerisinde Sao Paulo`ya gidecek ucagin peronunu buldum. Ucak %90 doluydu. Bos yerlerden birine kuruldum 2 kisilik koltuk isgal ederek rahat rahat yolculuk yaptim. Genel olarak servis ve yemekler iyiydi. Artik uzun ucuslarda corap vermiyorlarmis, ozel istek uzerine kulak tikaci ve de goz bandi alabildim. Birkac can sikici film izledim, 11 bucuk saat yol pek te hizli gecmedi. Genelde bilmedigim bir yere gittigimde icimde ufak bir korku olur, Brezilya icin de cok tehlikeli bir yer diye uyarmislardi bu da beni fazlasiyla gerdi yolculuk oncesi.. Brezilya`ya gidebilmek icin vizeye ihtiyac yok, ucakta bir kucuk form dolturtuyorlar o kadar, pasaport memurundan da gecmek zor olmadi neden geldin nereye geldin sorulari hic yoktu sagolsunlar. Sao Paulo havalimani eskimis bir havalimani, doviz bozdurmak istedim sora sora 2 tane yer buldum, ama acaip bir komisyon istediler ustelik kurlari da accaip dusuktu agzim ucukladi. Ilki 50 dolar bozmak icin 30 real digeri de 20 real para istediler. YUH dedim. Pasa pasa 20 real (20 lira) verdim 50 USD (100 lira) bozmak icin. Faturasiz (prepaid) brezilya cep telefonu sim karti bakindim ancak oyle bir sirket yoktu.. Ev sahibimin tavsiyesi uzerine havalimanindan cikista hemen sag taraftan kalkan belediye otobusune (sanirim 257 numara idi) bindim TATUAPE metro istasyonuna gitmek uzere, bilet fiyati 4,5 real (4,5 lira). Turk Lirasi Brezilya Real kuru neredeyse birebir o yuzden alisveris para hesabi kolay. 2 hafta sonra donuste taksiyle donduk sehir merkezinden havalimanina 100 real (lira) tuttu bilginize. Isterseniz HAVAS tipi ozel otobusler de var o da 35 real (lira) tutuyor. TATUAPE istasyonu da ana istasyonlardan biri dev gibi, birden fazla hat kesisiyor, bir karmasa bir cumbus, ev sahibi de rahat bir adammis, kendisini bulana kadar akla karayi sectim. Once metro hattinin son duragina vardik (Artur Alvim duragi) oradan da otobuse bindik o da bir 15-20 dakika..Sonra da bir 10 dakika yuruyus mahalle aralarindan..anlasildi ki sehirin baya bir disinda yasiyormus. Ev varos bir mahallede, azicik tirstim. Birkac demir koruyucu kapiyi gectikten sonra eve girdik; etrafta bir kedi var, garajda da bir kopek (Nino). Bana sisme bir deniz yatagi cikardi, once onu sisirmek ile ugrastim zaten 24 saattir yoldayim bayilcam yorgunluktan bitsin istiyorum bu iskence bir an evvel. Evin salonu benim odam oldu, zaten 2 odali minicik bir ev, sanirim 11 gibi yatabildim o gece.. Sabah 6 ya kadar uyumusum, saat farkini dusununce benim icin bir rekor. Ev sahibi saat 9 gibi uyandi. Beraber manava gittik sebze meyve aldik. Gunduz gozuyle anladim ki mahalle fakir bir mahalle ama tehlikeli birsey gorunmuyor. Eve geldik kahvalti ister misin dedi, ben de evet dedim. Bir dilim ekmege tereyagi surdu kizartti bir de kahve yapti, afiyetle yedi, dedim bu ne, sizde domates peynir recel bal yumurta falan yenmez mi, yemezmis aliskanligi yokmus hem de kilo yapiyormus. Zorlan peynir ve de marmelat cikartirabildim. Sana biraz sehri gezdireyim dedi, yine once otobus duragina yuruyus 10-15 dakika otobus yolculugu, oradan da yarim saat metro sehir merkezine ulasabildik, bu yuruyus-otobus-metro rutinini 3 gun boyunca tekrarlardim gidip gelirken. Ilk baslarda zorlandim ama seyahatin geri kalani icin kondusyon oldu cunku en zorundan baslamisim tecrubeye.. Ilk olarak SAO BENTO ya gittik kemeralti gibi bir yer, acik havada isporta tisortler sortlar hediyelik esyalar, acaip bir kalabalik. Etrafta da bir suru polis. Oradan SE KATEDRALI nin oldugu meydana dogru yuruduk. Yolda 2 cafeler ve restoranlar coktu. CACHACARIA DO RANCHO diye bir cafede cok guzel canli muzik vardi 4-5 kisilik bir gurup. SE KATEDRALI nin onu surekli dolu oluyor, evsizler, serseriler, birseyleri protesto eden guruplar. Katedralin ici cok gorkemli dev gibi vitraylar, acaip altindan yapilmis mozaikler.. Katedral ziyaretinden sonra LIBERDADE mahallesine yuruduk. 100-200 yil once buraya yerlesmis japonlarin mahallesi. Japonyadan ithal edilmis envai cesit urunler satiliyor magazalarda, yer adlari japonca karakterlerle yazilmis kimi yerlerde.. Cumartesi gunleri de panayir gunuymus hem sokakta seyyar yemek standlari kurulmus hem de tutsu tisort canta satan standlar vardi. Pazar gunu IBIRAPUERA Park`ina gittim, ev sahibim bir tiyatroya gidecekti o yuzden ayri takildik. IBIRAPUERA parki pazar gunu tam bir senlik yeri, mutlaka gidilip gorulmesi lazim. Patenciler kaykaycilar icin ozel bir alan ayarmislar ben hic bu kadar cok kaykayci gormemistim ve de duymamistim (acaip gurultulu bir sey) Acik hava konserleri duzenleniyor. Ben oradayken BANDA ALANA diye bir perkusyon gurubu konser veriyordu, gencecik cocuklar super enerjik ve pozitif, kipir kipir bir konser verdiler, herkesi de dans ettirdiler. Bu arada etrafta dolasan gencler o kadar alternatif ve degisik tipler ki bizim Turkiye`de sokakta dolasan gencler dersiniz ki askeri duzen giydirilmis taranmis. Envai cesit dovme piercing punk saclar. Bu benzetmeyi nerede okumustum hatirlamiyorum ama Brezilya`da kadinlar 3G sergileyerek dolasiyor. Bu ne demek ? Bir kere her taraf bingil bingil GOGUS, kocaman GOBEK, tas gibi GOT. Kesinlikle kimse 3G sini saklamak derdinde degil tam tersine alayina teshir. Kadinlarda gogus dekoltesi sankim sart, bir de herkes tayt (tight) giyiyor gibime geldi. Gobek konusuna gelince insanlarin beslenme ve spor konusunda problemleri oldugunu dusunuyorum, Turkiye`ye kiyasla insanlar acaip sisman ve gobekli.

10 Mart 2014 Pazartesi

Münih (7-11 Şubat)

Yine THY nin ucuz bir kampanyasını denk getirip Devrim'in doğumgünü için Münih'e ucuz bilet ayarladık. Kalacak yer konusunda da bir arkadaşımız kullanmadığı dairesini bize verdi, şanslıydık vesselam. Münih'in metro ve demiryolları acaip gelişmiş, kesinlikle arabaya ihtiyaç yok. Münih merkez'de yemek çok pahalı, münihin ünlü (beyaz) sosini yiyelim dedik ama bize çok ağır geldi, bir daha da denemedik. BEIRUT BEIRUT : Sakın kaçırmayın harika bir Lübnan lokantası, merkezden 4-5 durak mesafede Implerstrase'de (durağın ismi de o) ve fiyatları çok uygun. Babaganuş (patlican ezme ve üstünde nar taneleri) ve de falafel, humus yeniliyor, sahipleri 2 sempatik genç, biri lübnanlı biri suriyeli. Mahallelinin sık sık uğradığı bir yere benziyor. www.beirutbeirut.de PRINZ MYSHKIN : Şehir merkezinde pahalı bir vejetaryen restoran, ortam şık, yemekler alengirli. UNTERFAHRT : Sanırım en ünlü jazz kulübü Münih'teki. Pazar akşamları jam sessionlar oluyor, giriş 5 euro, diğer günler sanırım 18 euro giriş. web sitelerinden konserleri takip edebilirsiniz. CASA MIA : Yine Implersrase üzerinde çok uygun fiyatlı italyan restoranı. Şehir merkezine göre fiyatlar yarı yarıya ve gayet lezzetli. www.casa-mia.de ERDING THERME : Avrupa'nın en büyük su parkı (kaydırakların elhamdulillahı burada). Mekanın bir bölümünde de çeşitli saunalar var (yok limon aromalı, yok vanilyalı, yok efendim ballı), yalnız giriş "nü" ve +16 mecburiyeti var. Genc yaşlı herkes orada nezih bir yer, hiç düşünmeden gidin deneyin derim. GARMISCH PATERNKIRCHEN: Azıcık Alp dağlarının havasını alayım derseniz güzel bir yer. Kayak pisti de var. Trenle Münih'ten 1 saat mesafede yolda manzaralar pek keyifli.

12 Kasım 2013 Salı

Size tekrar Shalom diyorum Sabi Bey (8-11 Kasım 2013

1-2 ay evvel Pegasus'un bir kampanyasından faydalanıp 29 tl ye (tek yon) Adana'ya gidiş dönüş bilet aldık. İzmir-Adana ucağı 2 saat rõtar yaptı ama allahtan mesaj ile bildirdiler de bu süre içnde işte kalıp işlerimi bitirebildim. Devrim malesef havalimanına dogru yola erkenden cıktıgından orada takılmak durumunda kaldı. İlk gece Adana'da SERVAS ūyesi Besime'nin evinde kalacağız. Besime bir misafirlikte olduğundan bize tarif ettiği şehir merkezinde bir yemek yiyip takıldık. Bizi geceyarısını geçe Adana'nın hareketli bir sokagından aldılar 2 cocugu ve kocasıyla birlikte. Akşam kısa bir sohbet edip odamıza çekildik. Sabahleyin cömert bir kahvaltı ettik beraber. Araba kiralama şirketi saat 8 sularında SEYTUR arabayı apartmanın önüne kadar getirdi. Gunlugu 100 tl ye bir Renault Fluence kiraladık (otoban gecisleri sirkete ait) Tavsiye üzerine Antakya'da Rahibe Barbara'nın pansiyonunda kaldık.(60 tl/gece 2 kişi kahvaltısız) Kurtuluş caddesine çok yakın bir ara sokakta çok güzel bir iç bahçesi olan kiraladığı yanyana birkaç evi işletiyor. Enteresan bir şekilde pansiyon Havra (sinagog) Katolik Kilisesi ve Caminin tam ortasında bir yerde. İsimi falan yok pansiyonun yani oyle yoldan gecerken bulunamaz ancak telefonla irtibata gecebiliyorsunuz. Barbara 37 sene once Hataya gelmiş Almanya'dan. Hayatını müzik ile ibadete adamış. Bir ara Kudus'e yuruyerek gitmiş bir başka rahibe ile. Medeniyetler korosunun kurucularındanmış (youtube videolarına bakabilirsiniz hoş). Benden ibranice dua yada ilahiler öğrenmek istedi, gitarını getirdi beraber muzik yaptık. Çok sesli koro çalışıyorlarmış. Pöç Kasabı uzun çarşının içinde şans eseri önüme çıktı. Bir tepsi kebabı ve de ayran götürdüm (9,5tl) Son gece Adana'ya yakın olsun diye sans eseri Erdemli'de karşımıza çıkan Lamos Hotel'de kaldık. (220 tl/gece 2 kişi kahvaltılı) 5 yıldızlı otel oldugundan saunasından yararlandık. Otelin girişinde kaydımızı alan çocuk nufus kagıdımdan gorunce "size şalom diyorum" dedi laf arasında, ben de eyvallah dedim. Odamıza çıktık valizimizi taşıyan adama kaç para bahşiş vermek gerekir bilemedim (hiç böyle luks bi otelde kalmamıştım). Lobideki çocuk odaya telefon etti ertesi sabah uyandırma isteyip istemediğimizi sordu, sağol gerek yok dedik, internet şifresini aldık (lamosmersin33), sabah kahvaltımızı (sandvic ve cay) saat 5.30 da gonderecegini soyledi, son olarak ta "size tekrar Şalom diyorum Sabi Bey ve de iyi akşamlar" deyip kapattı :)